1 Şubat 2016 Pazartesi

YAKIN TEMAS- GEORGE ADAMSKI



Tüm zamanların en ünlü ve ilk temasçılarından sayılan Polonyalı Profesör George Adamski, insana benzeyen uzaylı varlıklarla temasa geçtiğini söyleyen ilk kişidir. Adamski’nin “uzaylılarla” karşılaşması ve teması, Frank Sculy tarafından yazılan “Uçan Daireler İndi” adlı kitapla başlayarak pek çok kitapta yer almıştır. Adamski ile temasçılar çağı başlamıştır. Adamski’den sonra, bu tür karşılaşmalarla ilgili pek çok rapor tutulmuştur.

Adamski’nin dünya dışı varlıklarla teması 1952’lerin sonlarında başlamıştır. 20 Kasım 1952’de piknik yapmak için Kaliforniya’daki Mohave Çölü’ne giden Adamski ve arkadaşları, bu sırada, askeri jetler tarafından takip edilen puro şeklinde bir cisim gördüler. Cisimden çıkan gümüşi, disk şeklindeki bir aracın bölgenin biraz uzağına indiğini gören Adamski ve arkadaşları diskin yanına gitmeye karar verdiler. Uçan dairenin bulunduğu yere giden Adamski, burada tek parça bir kıyafet giymiş bir “adam”ın kendine yaklaştığını gördü. Adamski, kendisiyle telepatik olarak iletişim kuran bu varlıktan, Venüs’ten geldiklerini öğrenmiştir. Irkının atom bombalarından yayılan radyasyonun etkisinin uzaya kadar ulaşmasından kaygı duyduğunu söyleyen uzaylı varlık, Adamski’ye bunun hem kendi uygarlığını ve başka dünyaları olumsuz etkilediğini söylemiştir. Uzaylı ayrıca, dünyanın güneş sistemindeki ve diğer galaksilerdeki gezegenlerden gelen birçok varlıklar tarafından ziyaret edilmekte olduğunu bildirmiştir.


Bu karşılaşmayı dürbünle gözlemleyen görgü tanıkları, olayın gerçek olduğuna dair yazılı ve yeminli ifadeler vermişlerdir. Adamski’nin uzaylı varlıklarla olan teması bu olaydan sonra da devam etmiş, bu insan benzeri varlıklar Adamski’yi gemilerine alarak uzaya ve Ayın karanlık yüzüne götürmüşlerdir.

Adamski, uzaya yaptığı ilk yolculuktaki gözlemini anlatırken, “her yanımızda, sanki milyarlarca ateş böceği aynı anda yanıp sönüyor gibi muazzam görüntüler sergileniyordu” ifadesini kullanmıştır. Bu tür bir açıklama hayal ürünü olamazdı. Astronot John Glenn, 20 Şubat 1962’de Dünya yörüngesindeyken şunları söylemişti: “Yıldız olduğunu düşündüğüm bu küçük şeyler aslında parlak, sarımsı yeşil ışıklar. Ateş böceklerinin gece karanlığındaki görünümünü andırıyorlar.. Burada onlardan binlerce var.”

Rus kozmonotlar da aynı olayı rapor etmişler, bu ilginç olaya ışıkları yansıtan milyarlarca toz zerreciğinin yol açtığı ortaya çıkmıştı. Peki George Adamski bunu nasıl bilebilmişti?



Adamski’nin çektiği UFO2nun alttan görünüşü

13 Aralık 1952’de, Adamski’nin keşif gemisi olarak adlandırdığı çan şeklindeki uzay aracı Palomar Bahçeleri üstünde uçuyordu. Adamski ve arkadaşı Madeleine Rodeffer ağaçlarn üzerinde, havada asılı duran bir şey gördüler. Tam bu sırada yanlarından bir araba geçti ve içindeki üç kişi Adamski’ye, “Kameralarınızı alın, Buradalar!” diye bağırdı. Adamski, cisim tekrar hareket etmeye başlamadan önce teleskobuyla cismin 4 fotoğrafını çekmeyi başardı. Evlerin çatısı üzerinde süzülen araç, Adamski’nin evinin üzerine geldiğinde bir film kartuşunu bitirmişti ve sonra ağaçların ardına doğru ilerleyerek gözden kayboldu. Adamski’nin komşularından Hava Kuvvetleri Çavuşu Jerrold Baker da, uçarak uzaklaşan cismin bir fotoğrafını çekmeyi başarmıştı.


Adamski’nin çektiği, puro biçimindeki “ana gemi”nin fotoğrafları ve disk şeklindeki keşif araçlarına ait fotoğraflar bir çok tartışmaya yol açmıştır (Üstte). Fakat, Adamski’nin savunması sırasındaki içtenliği şüpheci kesimi bile etkilemiştir ve fotoraflara yapılan analizler bunların gerçek olduklarını kanıtlamıştır. Bilim muhabiri Robert Chapman ‘UFO-İngiltere Üzerindeki Uçan Daireler’ i yazarken Adamski’den şöyle bahsetmiştir: “Adamski o kadar normaldi ki, onun hakkındaki tüm izlenimim bu oldu. O Venüs’ten gelen bir adamla temasa geçtiğine inanıyor, ve ona insanların neden kendisine inanmadıklarını anlayamıyor. Eğer bizleri aldatıyorsa bunu hayatımda gördüğüm en mantıklı ve zekice yoldan yapıyor”.

Dünyada Adamski adını hiç duymamış birtakım diğer kişiler de, Adamski’nin keşif gemisine oldukça benzeyen cisimler gördüklerini raporlar etmişlerdir. Bunlardan Stephen Darbishire adlı ilkokul öğrencisi, Şubat 1954’de kuzeniyle birlikte Coniston’da gördükleri bu cismin iki fotoğrafını çekmiştir. Fotoğrafları ortografik projeksiyon sistemi kullanarak inceleyen havacılık mühendisi Leonard Cramp, Adamski ve Darbishire’ın fotoğraflarında görülen cisimlerin oransal olarak aynı olduğunu belirtmiştir.


ABD’de NBC Televizyon Kanalı, Adamski’nin deneyimi ve çektiği olağanüstü fotoraflarla ilgili TV Programı gerçekleştirmişti..


Devamını Oku »

YAKIN TEMAS- HOWARD MENGER – ABD



1956 yılında Howard Menger isimli New Jersey’li bir ressam, başlangıcı 1930’lu yıllara dayanan bir temas hikayesiyle insanların karşısına çıktı. Menger, çocukluğundan beri Mars ve Venüs’ten gelen varlıkların kontrolü altında bulunduğunu söylemekteydi.

Howard Menger’in dünya dışı bir varlıkla ilk karşılaşması 1932 yılında, High Bridge, New Jersey’de, Menger henüz 10 yaşındayken gerçekleşmişti. Ormanda gezinirken bir kayanın üstünde oturan esrarengiz bir kadın görmüş, kadın Howard’a onu görmek için çok uzaklardan geldiğini, çünkü kendisinin ve kendi insanlarının onu izlemekte olduklarını söylemiş, ayrıca her zaman Howard’ın yanında olup ona yol göstereceklerine söz vermişti.


Fakat Menger’in uzaylılarla gerçek anlamda teması yetişkinlik yıllarında başlamıştır. Menger’in uzaylılarla ikinci karşılaşması II. Dünya savaşı sırasında, California’daki Camp Cook üssünde askerliğe gönderildiğinde gerçekleşmiştir. Burada onu üniformalı bir adam karşılamış; bu kişi onunla önce telepatik daha sonra da sözlü olarak iletişime geçerek daha önce kendi insanlarıyla olan karşılaşmalarından haberdar olduğunu ve temasların devam edeceğini söylemiştir.


Savaştan sonra Menger ilk defa yere inen bir uzay gemisi ve onun mürettebatıyla karşılaşmıştır. Haziran 1946’da High Bridge’deki ailesini ziyaret etmeye giden Menger, burada George Adamski’nin ünlü “keşif gemisi”ne benzer bir UFO’nun yere indiğini ve uzun sarı saçlı, mavi-gri üniformalı iki adamın araçtan çıktığını gördü. Bu iki adamı, Menger’in 1932 yılında karşılaştığı kadın izlemekteydi; geçen 14 yıl içinde hiç değişmemişti. Menger kadının bilgeliği, güzelliği ve ışık saçan kişiliği karşısında büyülenmişti. Kadın Menger’e kendisiyle daha pek çok kez temasa geçerek bilgi vereceklerini, her temasın Menger’in gelişiminde bir adım olacağını ve bu yolla onların teknolojisi ve bilimiyle ilgili önemli bilgiler edineceğini söylemiştir. Bu temaslar sayesinde Menger’in ayrıca zihinsel yeteneklerini kullanmasını ve güçlendirmesini öğreneceğini ve insanlara evrenin kurallarını öğreteceğini bildiren kadın, Menger’i başından geçenlerin 1957 yılına kadar duyulmaması konusunda uyarmıştır.


Menger ve karısı NBC’de

Menger’e göre uzaylıların Dünya’yı ziyaret etmelerinin nedeni, insanların evrimlerinde yeni ve daha üst bir düzeye ulaşmasına yardımcı olmak ve bize yeni bir kozmik bilinç kazandırmaktır. Uzaylıların kendilerini bir bakımdan bize bağlı hissettiklerini, çünkü aynı türden geldiğimizi ve uzak akrabalar sayıldığımızı söyleyen Menger, uzaylıların uzun zamandır bazı bilimadamları ve politikacılarla da temasa geçtiğini, fakat bu insanların ekonomik sistemin çökebileceği endişesiyle bu gerçeği açıklamaktan korktuklarını belirtmektedir. Menger’in uzaylıların farklı hükümetlerin başkanlarıyla temasa geçtiği iddiasını destekleyen deliller de bulunmaktadır. Örneğin dönemin ABD Başkanı Dwight Eisenhower’ın Palm Springs, California’daki Edwards Hava Üssü’nde UFO’larla temasa geçtiği söylenmektedir. Bu olayı araştıran Desmond Leslie, 1954 yılında bir Hava Kuvvetleri görevlisiyle tanışmış, bu kişi Başkan Eisenhower’ın Palm Springs’teki tatili sırasında yere inmiş bir uzay aracını incelemek üzere Edwards Hava Üssü’nü ziyaret ettiğini doğrulamıştır. Bu olayın doğruluğunu destekleyen birtakım yazılı belgeler de bulunmaktadır.


Nisan 1956’da gerçekleşen bir temas sırasında uzaylılar Menger’e George Adamski’nin anlattıklarına benzer uzaktan kumandalı bir gözlem diski göstermişlerdir. Menger diski, “30 cm. kalınlığında ve 1 metre çapında yuvarlak, yarısaydam bir cisim” olarak tarif etmektedir. Menger’in temasa geçtiği varlık ona, diskin yakınlardaki bir uzay gemisinden kumanda edildiğini ve tüm duyguları, düşünceleri ve amaçları kaydetme özelliğine sahip olduğunu söylemiştir.

Menger, uzay araçlarıyla Venüs ve Ay’a yolculuklar yaptığını ve Venüs üzerinde dünyadakilere benzer şehirler gördüğünü söylemiştir. Ay üzerindeyken nefes almakta hiç zorluk çekmediğini anlatan Menger, Ay’dan toplanan bitki örnekleri üzerinde bilimsel analizler yapıldığını belirtmiştir.


Menger’in fotoraflamaya çalıştığı bir varlık

Menger’le temasa geçen uzaylıların çoğu Venüs gezegeninden gelmekteydi. Fakat Menger Satürn ve Mars’ta bulunan üslerden gelen varlıklarla da temas kurmuştur. Hatta temas kurduğu bazı uzaylıların Dünya’daki bazı üslerde yerleşmiş olduğunu söylemektedir. Menger bazı temasları sırasında uzay gemilerinin ve mürettebatlarının fotoğraflarını çekme fırsatını bulmuştur. Fotoğraflarda uzaylılar yaydıkları yüksek frekans enerjilerinden dolayı sadece ışık silüeti olarak görünmektedirler. Menger ayrıca bu UFO’ları filme de almıştır. Anlatımlarını pek çok fotoğrafla destekleyen Menger’in çektiği fotoğraflar detaylı olarak incelenmiş ve çok güvenilir belgeler olduğu sonucuna varılmıştır.
Devamını Oku »

ARCTURUS 'LA TEMAS 1




Bu yazımızda sizlere; dünyada dünyadışı yaşamın ilk zamanları ve gezegen üzerinde beşerin ortaya çıkışı hakkında bilgiler veren, evrensel yardımlaşma ve dayanışma yasasının gereği olarak bilge varlıklara özgü bir sevecenlikle Dünya beşerine birçok bakımlardan yardım etmeye çalışmış ve halen de bu sevecen ilgilerini sürdüren bir grup dünya dışı varlıktan ve onların Dünyadaki etkinlikleriyle, verdikleri bir kısım (kanal) bilgilerini sunmaya çalışacağız.

Bu sunuşumuzun aşamalarında önceliği, onların kim ve nasıl varlıklar olduklarına vereceğiz, ama, bundan da önce; ‘Bu bilgiler bizce neden doğrudur?’ sorusunu yanıtlamak istiyoruz. Bu mesajların kaynağı, gerçekten yüksek bir bilinç halinde bulunan varlıklar mıdır, yoksa… Kuşkusuz, buna; bu bilgileri okuyan sizler karar vereceksiniz. Bizler bunları derleyip, toplayıp; sizlerin dikkatlerinize sunuyoruz.

Herşeyden önce bugün ne bizler, ne de bilimsel çevreler onların ortaya oyduklarını (bu bilgilerin içeriğini) çürütecek ve geçersiz kılacak hiç bir veriye sahip değiliz. Bu bilgileri kabul etmeye değer bulmamızın nedenlerini şöylece sıralıyoruz; Bu bilgileri ‘doğru’ olarak nitelendirmemizin ve sizlerle paylaşmaya değer bulmamızın birinci nedeni (dünya dışı kökenli bu varlıkların) verdikleri bilgilerin tutarlı niteliğidir: Zarar vermek ya da tahakküm altına almak gibi ilkel niyetler bir yana, yönlendirici bir içeriğe / etkiye bile sahip değildir. Bizim için uygun gördüklerini; ikram edercesine ve sadece bir öneri olarak sunmaktadırlar. Ayrıca, kendilerine yöneltilen soruları (medyomun ve hazır bulunanların sorularını) içtenlik dolu bir iyimserlikle, bizim anlayış kapasitemizi ve bilgi birikimimizi gözönüne alarak, hatta inançlarımıza saygı duyarak yanıtlamaktadırlar.

Bir başka neden de; onların sundukları bilgiler arasında, kanal vazifesi gören ve bilimsel bir geçmişi olan Dr.Norma J. Milanovich’in hiç bilmediği verilerin / bilgilerin de bulunmasıydı. Bu nitelikli bilgileri Dr.Milanovich ve grubu araştırdıktan sonra, onların da doğru olduğu ortaya çıkmıştır. Verilen bilgilerin akışı içinde yer yer karşılaşılan bu durum, bizim gerçekten; elde edebileceğimizin çok ötesinde bilgilere sahip bir kaynağın sunduğu bilgilerle karşı karşıya olduğumuza güvenmemizi sağladı.

Kim ve Nasıl Varlıklar Oldukları…

Yaratılmış olan herşey YARADAN’ın bilgisinin tezahürüdür. Tezahüratın tamamı, YARADAN’ın gücünün değişik veçhelerini temsileden farklı varlıklarla doludur. Değişik şuur düzeylerindeki varlıklar evrenlere (tezahüratın dört bir yanına) dağılmış / yayılmış durumdadır. Bunlardan, teknolojik durumları elverişli olanlar; belki Dünya beşeri Yontma Taş Devrini yaşadığı zamanlardan beri, yıldızlar (hatta galaksiler) arası uzayda dolaşmaya başlamışlardır bile. İşte bu genel görünümün kaçınılmaz bir gereği olarak; yüzyıllar öncesinden beri, çok değişik ortamlardan gelen (Dünya dışı kökenli) birçok varlık aramızda bulunmaktadır ki, ARKTURUSLULAR da bunlardan (yani, dünyada halen etkin vaziyette bulunan birçok dünya dışı varlık grubundan sadece bir gruptur.

Arkturuslular’ın aktardıkları bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla; Dünya beşerine ve Dünyada Yeni Çağın doğuşuna hizmet etmek gibi evrensel bir misyonları bulunmaktadır. Onlar, bu misyonları çerçevesinde, sadece misyonlarının kapsamına gelen bilgileri sunmakla kalmamış, aynı zamanda; ne kadar sıradan olursa olsun, kendilerine sorulan her soruyu nazikçe ve saygıyla yanıtlamışlardır. Bu cümleden olmak üzere, fiziksel görünümleriyle ilgili bir soruyu şöylece yanıtlamışlardır:

“Bizim boyumuz, sizin ölçülerinize göre, ortalama bir metre uzunluğundadır. Biz, ayrıca, çok inceyiz; ince ve zayıf bir tür olarak görünmeyi yeğliyoruz. Hepimiz birbirimize çok benzeriz ki, böyle olmayı kendimiz seçtik. Çünkü, biz; kendini başkalarıyla kıyaslamak gibi önemsiz şeyleri epey zamandır aştık. “TANRI’nın ve evrenlerin bütünlüğü” kavramını idrak ettiğimizden; farklı olmaya çalışmak, artık bize ilginç gelmemektedir. Cildimiz yeşilimsi bir renkte görünse de, bu görünüm aslında aldatıcıdır. Dünyanın algılayabildiği dalga boyları nedeniyle, bazı dünyalı gözler bizi böyle görür. Ama aslında, sizin gezegeninizde görünmeyen bir rengimiz vardır. Ellerimizde sadece üçer parmağa sahibiz. Çünkü, daha fazlasna ihtiyacımız olmadığını gördük. Bu üç parmak, bedenimizin fiziksel manevralarına ve zihnimize karşılık verirler. Biz, eğer istersek, yerçekimine de karşı koyabiliriz. Bu durumla bağlantılı olarak da; sizin “zihnimiz” dediğiniz, ama bizlerin ‘merkezi güç’olarak adlandırdığımız şeyin gücü ile objeleri, (bu üç parmağın hareketiyle) senkronize bir biçimde etkileyebiliriz. Biz, evrenlerdeki birçok varlıkların yaptıkları gibi, enerjiyle besleniriz. Halkımız (Arkturuslular) düşük düzeyde titreşen besinleri tüketmez. Çünkü, düşük düzeyde titreşen besinler yüksek bilinç ve zihin halleriyle ilgili duyuları hissizleştirir. Aldığımız bazı besinleri betimlemek gerekseydi, onları; sizin gezegeniniz Dünyada sahib olduğunuz minerallerin bazılarına benzetebilirdik. Uzay gemimizin aygıtlarıyla, her türlü titreşim bileşimindeki besini üretebiliriz ve sizin (Dünyada yaptığınız gibi); tadlar, kokular, damak lezzeti vb. üzerinde durmayız. Bizim (etkinliklerimiz) için gerekli olan titreşim düzeyimiz düştüğünde, ruhumuza uygun en yüksek nitelikte enerji ve titreşimin bir karışımını yaparız.”

-Gözleriniz ne renktir ve sizin asıl görüş aracınız onlar mıdır?

“Gözlerimizin rengi; sizin, koyu kahve, hatta siyah renginize benzer. Bizim güneşin, belli bazı ışınlarından gözlerimizi korumak için bu renge gereksinimimiz vardır. Bunlar, bir anlamda; telepatik yeteneklerimize zarar verebilecek belli enerji ışınlarını filitreleyen koruyuculardır. Hazır, telepatiden söz açılmışken; onun, bizim esas algılama şeklimiz olduğunu da belirtmeliyiz. Gözlerimiz ise, bilgi girişi için ikincil kaynaktır. Gözlerimizin başka bir filitreleme görevi de, niteliklerimizi etkileyebilecek düşük titreşimsel duyumları ve enerjileri engellemektir. Gözler, aynı zamanda, ‘ruhun pencereleri’dir. Gözlerimizin bir başka işlevi de, aynı anda, iki ya da daha fazla yerde bulunmaya muktedir olmasıdır. Bu, bizim içsel ve dışsal görüşümüzü aynı anda odaklayabileceğimiz anlamına gelir ki, bu durumun telepatik yeteneğimize katkısı vardır. Gözümüzün dış tabakasının ardındaki ‘içsel-sezici’; içsel realiteyle bağlantı kuran bir bölümdür. Dışsal göz mercekleri ve renk, içsel realiteyi kuşatan enerjiyi ve onun yoğunluğunu algılar.”

– Sizin de bir kalbiniz var mı? Metabolizmanızın doğası nedir?

“Evet, bizim de kalbimiz var. Bu, evrendeki pek çok varlığın sahibolduğu bir özelliktir. Kalp, evrensel kilitlerin anahtarlarını barındırır. Kalp, Yin ve Yang enerjilerin (ya da pozitif ve negatif enerjilerin) dengesini içerir. Hepimizin kalplerinin bizleri TANRI’ya götüreceğini söylediğimizde,
sizinle aynı kökendeniz. Bizim yeniden uyanıştaki rolümüz, Dünyadaki birçok kardeşimize ‘kalbini dinlemeyi’ öğretmektir ve sizin de yakında bu eylemin gerçek önemini keşfedeceğinizi umuyoruz. Metabolizmamızın doğasına gelince; bizim metabolitik hızımız sizinkine oranla çok daha yüksektir. Bu daha yüksek varoluş halinde, biz günlük ilişkilerimizde, çok daha fazla aydınlanma bulabiliyoruz. Bu durum kendini; sağlığımızda, görünüşümüzde, uzun ömrümüzde ve ayrıca telepatik yeteneklerimizin doğuşunda yansıtır. Siz de yüksek bilinç hallerine doğru ilerledikçe, metabolitik hızınızın arttığını göreceksiniz. Bu farkındalıktan kaynaklanan yükselme, fizik bedeninize yeni ruh halleri ve yenilenme getirecektir.”

-Siz, bizim sahib olmadığımız hangi duyulara sahipsiniz?

“Tanımlamaya çalıştığımız ve içsel göze ek olarak, içsel işitme yeteneğimiz de vardır. Zamanın başlangıcında, bizim bu yeteneğimiz henüz gelişmemişti, ama, zamanla ve kararlılıkla bu içsel duyuyu güçlendirebildik ve teleetik yeteneklerimizi bile aşan işitme duyusu geliştirdik.”

Dünyada Gerçekten Ne Yapıyorlar?

Bir ve Tek Olan Bütünsel’in tezahürlerinden başka birşey olmayan tüm varlıklar, evrensel Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası gereği birbirine yardım etmekle yükümlüdür. Dolayısıyla yaratılmış olan herşey birbirinin gelişim aracıdır. Bu yardımlaşma işlevi; bazen sürtüşme / çatışma şeklinde olabileceği gibi, coşku dolu huzur içinde ve karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı ilişki / etkileşim içinde de gerçekleşir. Ayrıca, ‘uyanan’ varlık, ‘uyanmakta’ zorluk çekenleri uyandırmaktan sorumludur; bilmenin, daha çok bilmenin ve şuurluluğun gereği budur. İşte bu kapsamda, evrenlere yayılmış durumda bulunan değişik şuur düzeyelerindeki varlıklar birbirlerine yardım ederler. Bu evrensel yardımlaşma çerçevesinde, bugün dünyada (yine onların ifadesiyle) 1000’den fazla değişik branşta varlık grubu etkinliklerini sürdürmektedir, hem de binlerce yıldan beri. Biz dünyalılar olarak, bu evrensel gerçeğin kimimiz farkında kimimiz değil, kimimiz “Olmaz böyle şey!” deyip, kestirip atıyoruz ama onlar belli bir plan çerçevesinde ve bizim bireysel gelişimimize ve seçme özgürlüğümüze olan saygılarını hep koruyarak gelip gidiyorlar, zaman zaman görünüyorlar orada burada, zaman zaman yere inip ya da inmeden bizlerden bazılarıyla iletişim ve işbirliğine giriyorlar, ama gerçekten ne yapıyorlar?

“Dünyaya temsilci gruplarını yollamış her yıldız donanması, gezegenin doğum sürecinin farklı bir veçhesinden sorumludur. Bizimki ise, zihinsel öğretim programıdır. Daha yüksek bir bilgi düzeyinin ortaya çıkmasını sağlayacak yeni bir öğretim programını sizlere aktarma sürecindeyiz.”

“Biz buraya, dünyalı kardeşlerimize duyduğumuz büyük hayranlık ve sevgiyle geldik ve önünüzde uzanan birçok durumla, daha büyük bir kolaylık ve uyumla başa çıkmanıza yardımcı olabileceğimizi umuyoruz. Tarihin bu anında, Dünya gezegenindeki misyonumuz; sahib olduğumuz eğitim kavramlarından size uygun olanlarını Dünya beşerine aktarmaktır. Biz Arkturuslular bu öğretim programının tasarımcılarıyız. Bizler ‘öğrenim yapısı’ konusunda uzmanlarız ve birçok yeni bilgiyi Dünya’ya iletme konusunda öncüleriz.”

“Sözünü ettiğimiz bu misyon, dünya ortalama realitesinin bir üstündeki realite boyutuna (5.ci boyuta) girebilmeleri için, dünya beşerine yardım etmektir. Biz ARKTURUSLULAR sizin kardeşleriniz olarak geldik. Biz, çoğu dünya insanının hala yadsıma aşamalarında olduğunu gözlemliyoruz. Bu bizi düş kırıklığına uğratıyor ama bu duruma müdahele edemeyiz; çünkü, biz sadece yardım etmeye programlanmış durumdayız.”

“Biz sizin yolunuza saygı duyuyor ve 3.cü boyut bilinciniz içinde, bu yolculuğu kolaylaştırıp, hızlandırmak için burada bulunuyoruz. Biz, evrenlerde sizlere benzer bir yolda olan tüm kardeşlerimize yardımcı olmak üzere görevlendirildik. ARKTURUS öğretmendir. Arkturus öğretileri, insanları ve öteki Işıktaki Varlıkları kendi ‘kapanlarından’ kurtarıp, özgürleştirecektir.”

“Bizim misyonumuz; uzaylı kardeşlerimize aydınlanma getirmek üzere Dünyaya gelmektir. Bunu başarabilmek için, bizim sürekli olarak, Gemimizi terkedip, Dünya katında tezahür etmemiz gerekir. Biz Arkturuslular 4. ve 5. boyutlardan geliyoruz ve sizin boyutunuzda var oluyoruz. Biz kendimizde, daha yüksek boyutlara doğru gelişme sürecindeyiz. Biz, Dünyalı kardeşlerimizin 5.ci boyuta mümkün olduğunca az acıyla geçmelerine yardımcı olmak üzere buradayız. Sizin bu dönemden başarıyla geçmenize yardımcı olmamız, otomatik olarak bizim gelişim sürecimize de yardımcı olur. Evrenlerin ve yıldız sistemlerinin uyumlanışında, tüm Varlıklar tekamül sürecinde birbirine yardım ederler. Bu çerçevede, bizler; tüm insanlığın titreşim frekanslarını Yeni Çağa uyum sağlayabilecek kadar yükseltmek üzere sizlerle işbirliği halindeyiz. Kardeşlerimizin kaderi olan, yüksek boyutlarda yaşamalarına yardımcı olmaya; bu çerçevede, TANRI’nın planını ve Kutsal Yazıları gerçekleştirmeye kararlıyız.”

“Dünya beşerinin bir kısmı, gördüğümüz kaarıyla; gezegeni de kuşatmış bulunan olumsuzlukları oluşturan kendi korku ve kuşkularının tutsağıdır. Biz onları bu illüzondan kurtarmak ve en sonunda özgür kılmak için, kendi (ruhsal) rızalarıyla buraya getiririz. Bu uygulama, misyonumuzun ve yüksek amacımızın gereğidir.”

“Vicama dediğimiz bu küçük taşıtların amacı; Dünyanın enerji noktalarına ulaşıp, onları yeniden aktive etmektir. Yerkürenin içine açılan böyle birçok ‘kapı’ vardır ki, Dünyalılar daha yeni yeni bunları öğrenmektedir. Yerkürenin enerji alanlarına açılan bu kapıların, çoğu yüzyıllardır, sanki uykudaydı. Biz, bu basınç noktalarından akan elektromanyetik enerji hatlarını yumuşatmak ve eğer gerekiyorsa, akımları yeniden odaklamak için bu ‘vicama’ları kullanırız. Zaman zaman gezegeninizde yapılan bilimsel çalışmalar yüzünden enerji akımları uyumsuzluk içinde bulunur. Bunun bir örneği, nükleer güç santralleridir. Bu santrallerin bazıları öyle güçlü enerji akımı yayar ki, bunlar gezegenin doğal-uyum enerji kuvvetleriyle karışır. Bu durum ortaya çıktığında, gezegendeki elektromanyetik kuvvetlerin dengesi bozulma tehlikesiyle karşı karşıya gelir. İşte o zaman biz,’vicama’ dediğimiz araçlarımızla bu santrallere gider ve uyumsuz akım üretenlerini (onların bilgisayarlarını ya da güç santrallarını) yeniden programlarız. Bazen bu operasyonumuz çok az farkedilir, bazen de değişiklikler çok çarpıcı olur. Bu da bazı Dünya sakinlerini telaşlandırır. Biz bunu; görev duygumuz ve gezegeninize ve sizlere olan sevgimizden yapıyoruz. Bunu yapıyoruz; çünkü, bu Dünyayı, onu yüzyıllardır dengede tutmuş elektromanyetik akımlarla uyum içinde tutmaktadır. Bu ‘vicama’ araçlarımızın birçok amacı vardır. Onlar Yıldız-Gemimiz ile gönderildikleri hedefler arasında başlıca iletişim araçları olarak da kullanılır. Buna ek olarak; onlar, yaptığımız yolculukların bir bölümünde bizim başlıca yaşam destekleme sistemlerimizdir. Bu araçlarımız, Dünya gezegeninde yakın geçmişte kullanılmaya başlanan aerodinamik ilkeler kullanılarak tasarımlanmıştır. Yeri gelmişken; eğer size, Dünya gezegenine aerodinamik konusundaki mevcut bilgiyi veren kaynağın Arkturus olduğunu söylersek, sizi şaşırtmış olurmuyuz. Ama aerodinamk ilkeleri uygulayışınız, hala onların bizim uygarlığımızda uygulanış biçiminden çok uzaktır. Zamanın başlangıcından beri gezegeninizdeki birçok varlığa epey bilgi aktardık. Onlar bedenli haldeyken, çoğunlukla bu keşiflerin onurunu üslendiler, ancak, aslında yaratıcı fikirlerin kaynağı daha yüksek bir ortak bilinçtir. Geçmişte, sizden bazı ruhları, teorik ve pratik bilgi alış-verişi amacıyla uzay taşıtlarımıza getirmiştik.”

“Biz dünyada çalışmak, üslerimizi işletmek ve görevlerimizi tamamlamak için, beşer gözünün göremeyeceği birçok yeri kullanıyoruz. Bu yerlerin varlığını sürdürebilmek için, oralara sürekli olarak bir hayli kargo götürmemiz gerekiyor. Bizim, ayrıca; AY’da üç üssümüz var ama bu bölgeye artık çok kargo taşımıyoruz.”

Biz, Dünyanın üzerindeki ve içindeki bir çok noktayı enerjilendirmenin sürekli bir görev olduğunu görüyoruz. Bundan dolayı, yeni kristal yapılar programlamayı ve yaratmayı sürdürmek zorundayız. Bu kristaller, misyonumuzun çeşitli iletişim vehçeleri için kullanılır. Sık sık devasa kristal yataklarını gezegende seçilmiş yerlere ekmemiz gerekir. Bunu yapmamız gerektiğinde, o noktalarda bir hayli UFO etkinliği görülür. Bunun nedeni, bu noktaların iletişim üsleri haline gelmeleridir ve bizim alınan bilgi ve veriyi elde etmek için, bu yerlere sık sık gitmemiz gerekir. Eğer şimdi yaptığımız gibi, kristal yapıları üretip programlamasaydık; Dünya, bilinç devriminde bu kadar ileri gidemezdi.”

”Dünyanın Yeni Çağ’a geçişine yardımcı olmak için, sürekli olarak dünyaya ışık frekansları akını yönlendirilmektedir. Halen, dünya beşeriyetinin bilinçlerini daha yüksek bir düzeye çıkarmalarına yardımcı olmak için, bu frekanslarla bir hayli bilgi de aktarıyoruz. Dünya bu bilgiyi elektronik enerjilerin vorteks bölgeleri aracılığıyla alıyor ve bu güçleri gezegene ley hatları ve ızgara şeklindeki güç alanları aracılığıyla dağıtıyor. Biz bunları; beşer bilincinin Yeni Çağ’da taleb edeceği yüksek titreşim frekanslarına yavaş yavaş ayarlanması gerektiği için yapıyoruz.”

”Burada bulunuş amacımız, Dünyalılar’ın yüksek bir bilinç geliştirmelerine yardımcı olmaktan başka bir şey değildir ki, bu, bizim türümüzede yardımcı olacaktır.” (devam edecek)

Kaynakça: ARKTURUS Mesajları, Akaşa Yayınları
Devamını Oku »

ARCTURUS 'LA TEMAS 2




Bu haftaki yazımıza geçen haftaki gibi, evrensel yardımlaşma ve dayanışma yasasının gereği olarak, bilge varlıklara özgü bir sevecenlikle, Dünya beşerine birçok bakımlardan yardım etmeye çalışmış ve halen de bu sevecen ilgilerini sürdüren bir grup dünya dışı varlıktan ve onların Dünyadaki etkinlikleriyle, verdikleri bir kısım (kanal) bilgilerini sunmaya devam ediyoruz.

“Her ne zaman, Dünyada bir kimse kalben saflaşıp, merkezlenme ve uyumlanma yoluna girdiğinde, o zaman bizim ve Dünya Ana’nın, Yeni Çağ’da barış ve uyum kaderine bir adım daha yaklaştığımızı biliriz. Ancak, bu kendi kendine başlatılan arınma döneminin artık var olmayacağı zaman yaklaşmakta. İşte o zaman, Sevgi ve Işıkta merkezlenmemiş olanlar, yeni bir yuva bulmak üzere bu gezegeni terketmek zorunda kalacaklar.”



“Bizler sıvı Işık aracılığıyla iletişim kuran ve tüm Dünyalılara yüksek yapıda bilgiler ve düşünceler yollayan varlıklarız. Yeterince gelişmiş ve algılayıcı bireyler bu yüksek düşünce dalgalarının alıcısı olabilir. Böyle yaparak da, mesajlarımızın başka kimselere psişik, fiziksel, duygusal ve akılsal düzeylerdeki aktarıcısı haline gelirler. Bu, bireylerin özgür iradelerine müdahele etmeyen plandır. Çünkü, her bir birey, bu bilgileri istediği gibi kabul ya da reddetme hakkına sahiptir. Biz yüksek bilincin aktarıcılarıyız ve çağlardır sahib olduğumuz bilinen tüm bilgeliği sizinle paylaşmaktan dolayı mutluyuz. Bu şekilde, Dünya çok ama çok uzun bir zamandır eğitim zeminlerimizden biri olmuştur ve bizim Dünya gezegeninde epey sorumluluğumuz vardır.”

“Dünyaya gelişimizin asıl nedeni; Dünyanın Yeni Çağa doğabilmesi için, titreşim frekansını yükseltmesine yardımcı olmaktır. Tanrı’nın amacı ve O’nun planı için buradayız ve bu Varoluş hali içinde dostlukla geliyoruz. Dünyadaki genel misyonumuz çerçevesinde ve çeşitli kuruluşlara yönelik, yıllarca önce girişimlerde bulunmaya başladık, ülkeleri yöneten (askeri ve sivil) en yüksek yönetim konumlarındaki dünyalılarla bağlantı kurduk; Onlar, fiziksel olan için besin geliştirme düzeyindeler ama biz ruh için besin geliştiriyoruz. Onların, bizim bilimsel alana kaydettiğimiz teknolojik ve bilimsel ilerlemenin bilgisini istediklerini, ama çoğunun ruhu besleyecek bilgiyi istemediğini gördük. Biz onlara, enerjiden ve şuurun değişim-dönüşümünden, dünyann içinde bulunduğu durumdan ve ince titreşim düzeylerine (planlarına) doğru tekamül sürecinden sözettik. Onlar ise bu gündemimiz karşısında kuşkulara kapıldılar ve dünyanın savunmasıyla ilgili askeri sırları karşılığında, bizim Dünya üzerindeki haklarımızı, bilimsel verilerimizi ve deneysel bilgilerimizi istediler. Dünyanızın liderlerinin savunmanın, fiziksel katın silahlarında yattığını düşündüklerini görmek üzücüydü. Bir uygarlık, varlığını sürdürmeyi –yaratmayı mutlak yıkım kapasitesiyle kıyaslayarak- tanımlıyorsa, o en düşük düzeyde bir uygarlık olarak sınıflandırılır. Bu yüzden onlarla görüşüp, tartışacak fazlaca bir şeyimiz yoktu. Ama yine de bu konudaki çabalarımız sürmektedir.

Şimdi artık siyasi ve askeri konumlarda bulunmayan Dünyalılarla ilgilenmekte daha özgürüz. Ayrıca, birçok Dünyalıyla iletişim içindeyiz; çünkü onlar bizi kalplerine ve yuvalarına buyurettiler. Bunun nedenlerinden biri, bizden korkmamalarıdır. Onlar korku ilüzyonunu aşmış ve gezegeni bekleyen ‘çok boyutlu toplum’un ihtişamını şimdiden görebilmektedirler. Biz, Dünyadaki tüm ruhlarla çalışma yeteneğine sahibiz, ama gerçekte onların yüzde birinden de daha azıyla çalışıyoruz. Halen birçok ülkeden varlıklarla çalışıyoruz. Ayrıca, iç dünyadaki uygarlıklarla bağlantılar kurma ayrıcalığına da kavuştuk ve onlarla da epeyce çalışma yapmaktayız. Misyonumuz, gezegenin tüm titreşimsel niteliğini yükseltmektir. Bu birleşik bir çabadır ve gezegenin üzerindeki ve içindeki birçok ruh bu çalışmanın içine sokulmuştur. Bu cümleden olmak üzere bizler, Yeni Çağın ruhunun doğması için; gerekli sevgi ve ışık volümlerini getirmek üzere buradayız. Bunu, hakettiği tüm saygıyla yapmak için, Dünyalılar’ın en doğal haklarını yeniden öğrenmeleri gerekiyor ki bu hak, Tanrı benliğini bilmek ve O’nu deneyimlemektir.”

“Bu gibi etkinliklerin gereği olarak; Dünyadaki seçilmiş bireylerle birçok şekilde bağlantı kurulmuştur. Bunlardan biri, onlara yazılı şekilde bilgi yollamaktır. Sık sık bu belgeler bu seçilmiş kişilerin (okumaları için) önlerinde tezahür ettirilmiştir. Bu, bizim Dünyalılarla iletişim şekillerimizden biridir; bir başkası ise, bazı varlıkları alıp, gemilerimize götürmeyi içerir ve biz birçok defalar bunu yapmış ve yapmaktayızdır. Bu iletişim biçiminde, bir varlık; eterik varoluş durumunda bize bunu yapma izni vermeden asla ve asla bir gemiye götürülemez. Bu, en saf ve en çok güvendiğimiz iletişim biçimidir. Bu gerçek anlamda telepatik ve ruhun katılımnın en yüksek düzeylerinde iletişim kurabileceğimiz bir temas biçimidir. Ayrıca, dünyalıların eterik bilinç formlarına da girebiliriz. Bu ise, en saf iletişim biçimlerinden biridir. Bunun çok benzeri olan başka bir iletişim şeklimiz de rüya durumlarıdır: Bu varoluş halinde, Dünyalı kardeşlerimizin titreşim niteliklerini yükseltmelerine ve onları bekleyen geleceğin yönünü görmelerine yardım edebiliriz. Dünyalılarla, öncelikle onlar rüyadayken ve eterik formlar içindeyken, doğrudan bağlantı kurduğumuzu belirtmeliyiz. Genellikle iletişimler ve temaslar bu haldeyken yapılır.
Buyur edilmediğimiz yere gidemeyiz, gitmeyiz. Bu, uymak zorunda olduğumuz yüce bir kural ve emirdir. Biz bireylerin özgür iradelerine müdahele edemeyiz.”

“Bir başka iletişim biçimi de, Dünya gezegeninde yabancı kökenli (dünyadışı) olan, Dünya insanlarına benzeyen ve onların arasında yaşayan varlıkları kapsar. Bu, çok güvendiğimiz bir iletişim biçimidir, bu bireyler bizim aktif bir düzeyde yapmak zorunda olduğumuz çalışma için temas kurduğumuz varlıkların başında gelir. Biz an be an bu bireyleri görüp işitebiliriz ve onlarla hem telepatik, hem de fizik biçimde çalışırız. Biz mesajlarımızı bu kanallar aracılığıyla aktarırız. Bir başka iletişim biçimi de salt telepatik iletişimi içerir. Biz, ruhlarımızın misyonumuz için beslenme kaynağına doğrudan bağlı olmasalar da, birçok insana mesaj yollayıp onlarla iletişim kurabiliriz.”
“Bizden, Dünya gezegeninin Yeni Çağa doğumu sürecine yardım etmemiz istendiği için Dünyaya geldik. Siz göksel kardeşlerimize duyduğumuz sevgi ve yakınlıktan dolayı buradayız. Dünyanın şimdi geçmekte olduğu geçiş dönemi, onun tarihinde deneyimlenmiş hiç bir döneme benzememektedir. Gezegeninizin yakında Yeni Çağ’da deneyimleyeceği kuvvet ve konumu yeniden kazanma fırsatına sahip olabilmesi için aradan 26.000 yılın daha geçmesi gerekecektir.”

“Bizim rolümüz, ruhların bu ‘BİR’lik ve güç haliyle bağlantı kurmalarına yardımcı olmaktır. Biz bu enerjiyi yaymak için dünyanızdayız ama bunu birçok uzaylı kardeşimizin yardımıyla yapıyoruz. Bizler, gezegendeki gereksiz olumsuzluğun üzerine yükselmeyi seçen dünyalılarla el ele vermeyi bekleyen yüksek alemdeki varlıklara yardımcı olmak üzere buradayız. Genel misyonumuz; gezegendeki varlıkları beşinci boyut frekansında var olabilme yolları konusunda eğitmektir. Bu bağlamda onları, gelecekte ve beşinci boyutta yaşamlarını etkileyecek sağlık, eğitim ve bilinç konularında eğitmektir.”

“Bu zamanda dünyaya yardım etmek üzere evrenin her yanından gelmeyi kabul etmiş tüm uygarlıkların misyonları, her bir yıldız sisteminin özel titreşim niteliklerine göre değişir. Örneğin, Orion yıldız sisteminden gelenler başka türlü yaratılamayan bir denge ve güzellik elde etmek üzere kuvvetleri kutuplaştırma yeteneğine sahiptirler. Bu uzaylı kardeşlerimiz, sizin yakın zamanlarda oluşturulan ‘kavratıcı uyumsuzluk’ teorinizin anlayışına sahip ruhları getiriyorlar. Onlar, kendilerini kuşatan kaotik kuvvetler aracılığıyla iş görürler. Böylece, onlar sistem yaratırlar. Bu süreçte onlar, gerçekten, kendi gezegenlerinin en yüksek nitelikli becerisini alıp, gezegeninize aktarmış, onu Dünyanın kültürlerine ve çevresine uygulamış; bununla da kalmayıp, onu birçoklarının kavrayabileceği bir anlayış teorisine dönüştürmüşlerdir. Açıklığa kavuşturmak için şunu da belirtelim ki; Orionlular, Dünyada düzgün, pürüzsüzce işleyen sistemlerin gelişimi için, zihinsel güçleriyle katkıda bulunuyorlar. Onlar sarı renk titreşiminde bulunur ve beşer bilincindeki sezgisel güçlerin sabit kılınmasına katkıda bulunmak amacıyla gezegene bu renk frekansını yayınlıyorlar. Orionlular, ana görevleri gezegen üzerindeki veri sistemleri arasında iletişim ağları ve bağlantıları geliştirmek olan birçok hükümet, ticaret ve endüstri örgütsel yapısı için güç kaynağıdır.”

“Alfa Centaurus’lular ise menekşe rengi bandını temsil ederler. Onlar evrenlerin en yüksek nitelikli bilimsel ve teknik bilgisine sahiptirler. Onlar teorisyenlerdir ve gezegendeki bilgi düzeylerini daha yüksel teori alemlerine yükseltmek amacıyla Dünyada bulunmaktadırlar. Onların yaşadıkları zorluk, evrenin ileri kavramlarını beşer anlayışı düzeyine indirmenin yollarını bulmaktır. Onlar, Dünya üzerindeki en ileri bilimsel kuruluşları inceliyor ve bu kuruluşların üyelerine, telepatik iletişim yoluyla bilgi veriyorlar. Bu bilgi, yeni yüzyılın başında yerinde olması gereken yeni teknoloji biçimlerinin tasarımını hızlandırmak amacıyla veriliyor. Menekşe rengi bandı gökkuşağının en yüksek titreşim frekansıdır. Bu frekans aracılığıyla evrensel zeka ve Büyük Merkezi Zihin ile bağlantı kurulur. Sadece en yüksek düzeylerde titreşen ve Yüksek Benliği ile doğrudan iletişim içinde olan bir birey bu iletişim kanalına tam girebilir. Alfa Centaurus’lular doğal hallerinde bu bilgi kanalına girebilirler ki buda onlara kendi gezegenlerinde tam empatik ve telepatik olma yetenekleri vermiştir.”

“Alfa Centaurus’lulardan başka, Sirius kökenli varlıklar da Dünyanızda oldukça etkindirler. Sirius’luların Dünyada bulunma nedenlerinden biri; takımın öteki bölümlerini oluşturmak, yani bu zamanda Dünyaya gelen daha yüksek bilgileri, burada gezegeninizde kökleştirme işine yardımcı olmaktır. Sirius’lu varlıklar Dünyaya getirilen teorik bilgi ile, bu fikirlerin ve bilgilerin pratik uygulanışı arasında köprü kurulmasına yadımcı olmak üzere buradadırlar. Onlar, bilgiyi sağlamca kökleştirmek ve onu Dünya beşeri için kullanışlı hale getirmek üzere burada bulunmaktadırlar. Onlar dünyanın işçileri ve yapıcılarıdır. Eski Mısır Uygarlığına, o zaman dünyaya tanrı-insanlar olarak gelmiş Sirius’lular tarafından yardım edildiği doğrudur. Onlar en büyük piramitleri ve gezegenin tarihinde kaydedilmiş en yüksek bilgilerin tapınaklarını inşa etmişlerdir. Sirius’lular tüm yüksek bilgilerin Dünyanın fiziksel olarak tezahür etmiş yaratımlarında; kökeleşmesini, uygulanmasını ve bütünleşmesini sağlayan etkenlerin yaratıcılarıydılar. Mısır Uygarlığı’nı yaratmak Sirius’luların en büyük başarılarından biridir. Onlar bu uygarlığı yüzlerce yıl kusursuz bir şekilde yönettiler.”

“Hydralı varlıklar ise Yerküre’nin cevherlerinden kendi elleriyle yeni şeyler yaratmakta üstündürler. Onlar; tarım uzmanları, arkeologlar ile, toprak ve kilden ürünler yaratan varlıklardır. Onlar, gelecekte Yerkürenin enerjisini yeni ve kullanışlı güzel eserlere dönüştürmekte üstün tasarımcılardır. Onlar duyarlı, sanatçı ve toprağı seven varlıklardır.”

“Lyralı Varlıklar ise, Dünyaya bir göçebe niteliği ve bir ruh özgürlüğü getirmişlerdir. Onlar geldikleri kendi gezegenlerinin fiziksel dünyasına hiç bağlılık duymazlar. Bu varlıklar evrenin ‘bukalemunları’dır ve kişiliklerini, gittikleri yeni çevrenin koşullarına kolaylıkla uyumlandırırlar. Lyralı varlıklar baş bölgelerinden bir hayli ışık yayarlar, ama Dünyanın atmosferindeyken tepe çakralarını doyuma uğratmakta zorlanırlar; çünkü, Yerkürenin düşük titreşemlerine alışık değildirler. Onlar, bizim Arkturus’ta yaptığımız gibi; gezegenlerindeki sistemler ya da hareketlerle kendilerini sınırlamazlar. Onlar evrenin bağımsızlarıdır. Bu bağımsızlık niteliği bugün Dünyada çok ihtiyaç duyulan birşeydir. Bugün dünyada bulunan ruhların bağımsızlığı Yeni Çağa doğru ilerlemek için kritik bir öneme sahiptir. Biz bu niteliği, Dünyada daha çok varlığın kazanması gereken bir nitelik olarak görüyoruz. Lyralılar, çoğul-bantlı bir renk tabakaları frekansında bulunurlar. Ama gerektiğinde, seçtikleri kalıplara yerleştikleri de bilinen bir gerçektir. Onlar kendi frekanslarında değişim gösterseler de, aktardıkları sevgide asla bir tutarsızlık olmaz ve bu, onların en başta gelen özellikleridir.”

“Pleiadesliler’e gelince; bu varlıklar mavi renk tayfında titreşirler. Bu, onların; bildikleri doğruyu konuştukları ve herkes için adalet taleb ettikleri anlamına gelir. Bu varlıklar müzik ve dansta inanılmaz ilerlemeler kaydetmesiyle ünlü bir yıldız kümesinden gelmektedir. Onların, gezegeninize yaptıkları esas katkı, deneyimlemeye başladığınız yeni müzik biçimleriyle gezegeninizin ritmini değiştirmektir. Bu yeni müzik biçimleri, Dünyalılardaki daha yüksek enerji vortekslerini aktive etmek üzere tasarlanmış yüksek titreşim frekansları içeren müziklerdir. Bu daha yüksek çakra merkezlerini aktive ettiğinizde, bireyin bilinci daha yüksek bir boyuta geçer. Pleiadesliler kendi tekamül yollarında bu anlayışı kazanmışlardır ve ses ile ışık yaratımlarında uzmanlar olarak kabul edilmektedirler. Işık frekansları ve sanat çalışmalarıyla yaratılan hologram ve laser teknolojisinin çoğu, kendilerini onların frekanslarına açmış seçkin Dünyalı varlıklarla çalışan Pleiadesliler’ın çabaları sonucunda ortaya çkmıştır. Bilgi ve teknolojinin patlamasıyla, ışık ve ses bilgisinin uygulanışı, bilim, sanat, tıp ve insan konulu bilim dallarında ilerleme kaydetmek için birçok kanal açılmıştır.

Gördüğünüz gibi, her varlık grubu, üstün olduğu alanlarda, yardımcı olmaktadır. Bu konuda devam edip, yüzlerce başka yıldız sistemlerinden gelen varlıkların katkılarını da anlatabiliriz ama şimdilik buna gerek yok; genel durum hakkında bir kanı uyandığını sanıyoruz.”

“Biz, sizin şu anda yaklaşmakta olduğunuz boyutta bulunuyoruz. Bundan dolayı bizler, bu zamanda, gezegeninize siz Dünyalı kardeşlerimizin Yeni Altın Çağ’a girerken, bu geçişin olabildiğince kolay olmasına ve bu ‘zaman kapısı’ndan geçmek isteyenlere yardım etmek için buradayız. Ama bunu yapabilmek için, sizin fiziksel ve duygusal oluşumunuzla ilgili verilere de gereksinimimiz bulunmaktadır. Bizim, ayrıca, akaşik kayıtlarınızla ilgili verilere de gereksinimimiz var ki, bu sonuçta, sizin bu ‘zaman kapısı’ndan olabildiğince az acıyla geçmenizi sağlayacaktır. Bizim misyonumuz, doğmakta olan bu yeni dünyada ayak basacak sağlam bir yer bulmanıza yardım etmektir. Bu, ‘zaman kapısı’ndan geçip, o daha yüksek boyut frekansında bize katılmanıza yardımcı olmaktır. Bunun için Yükselmiş Üstadlar tarafından gerekli görülen her türlü işlevi yerine getireceğiz. Biz görevimizi tam adanmışlıkla yerine getiriyor ve işimizi bir ‘SEVGİ EYLEMİ’ olarak görüyoruz.”

“Dünyalı birçok kişi bizlerden biriyle iletişimde olduğunun ya da bir ilişkinin kurulduğunun bile farkında değildir. Üç boyutlu varoluşunuz boyunca, gezegeninize gelip, kitlelere aydınlanma ve Büyük Üstadlar’ın öğretilerini sunan varlıklar olmuştur. Tüm tarih boyunca, Atlantis döneminden beri, sürekli olarak ‘Yol Gösterici’ ruhlar gezegeninizde bedenlenip, beşeriyeti aydınlatan meşaleyi hep harlı tutmuşlar ve kitleleri karanlıktan çıkartmak için binbir zorlukla çalışmışlardır. Bu yüce varlıklar Dünyanıza gelip, gelecekteki olaylar için, gerekli enerji vortekslerini açmışlardır. Gezegeninizdeki her kıta bu Üstadlar tarafından kutsanmıştır ve her Üstadın, kendisini gerçek aydınlanma yoluna ve öğretilerine adayan sayısız izleyicisi olmuştur. Bu yüce varlıklar Işığa doğru yolculuklarını sürdürüken, içlerinde birçoğu, kadim insanların öğretim programını yinelemek için bu geçiş zamanında tekrar Dünyaya gelmeyi seçmiştir. Onlar, Dünya Ana’nın yeni çağa doğumuna yardımcı olmak için buradadırlar. Bu ruhlar, onları sanki boğan ve bazen bu illüzyonun ötesini görmelerini çok zorlaştıran bir olumsuzluk denizinde bedenlenmişlerdir. Bu, özellikle; gezegen üzerinde yalıtılmış ruhlar için geçerlidir. Bu yalıtılmışlık, onların kim ve ne olduklarını anımsamalarını çok zorlaştırmaktadır. Onların kimlik mücadelelerinde biz onların uyanmalarına yardımcı olduk. Onların enerji tıkanıklıklarını gidermek için, kendilerini gemilerimize aldık.

Herşeyin ‘BİR’liği içinde, biz gerçekten aynı amaç için çalışıyoruz. Kitaplarınızda, çoğunu ‘dindar’ ya da ‘spritüel’ olarak tanımlayacağınız birçok insan bizi ziyaret ettiğini bildirmiştir. Onlar, bu yaşamlarında gezegene aydınlanma getirme misyonlarını gerçekleştirmek için, ruhlarında kesin bir programlama bulunanlardır. Onlar, gerçekten TANRI’ya ve Işık’a hizmet etmektedirler. Onların çoğu rüya hallerinde, yani dördüncü boyutta bize ulaşır. Çoğu, bir zamanlar bildikleri ve uğrunda mücadele verdikleri tüm sırları yeniden anımsamaları için kendilerine yapılan yardımı takdir eder. Üçüncü boyutun bilinç düzeyinde birçoğu bunu yapmış olduğunu anımsamasa bile, hepsi de bize, kendileriyle çalışmamız için izin vermiştir. “

“Dünya katında daha çok insana kendimizi göstermememizin nedeni, bunun planda yer almamasıydı. Biz, kuralları ve oyun planını aynen uygularız. Biz sadece, dünya gezegenine gelirken üslenmeyi kabul ettiğimiz rolü ve görevi sürdürdüğümüzü söyleyebiliriz. Ama yakın gelecekte daha çok Dünyalı ile iletişim kurmayı ya da doğrudan doğruya kendimiz (yüzyüze) görüşmeyi planlıyoruz. Belirli bir plan çerçevesinde tüm bu yaptıklarımızın özünü; TANRI kavramı ve evrenlerin ‘BİR’liği olduğunu söyleyebiliriz. Dünyalı kardeşlerimizi kendi yuvamıza buyur etmeye çalışıyoruz. Dünyalıların değişime ve yeni olana direnme eğilimleri var; ayrıca, bilinmeyen realitelerle, öteki boyutların güzelliklerine doğru ilerlemeyi arzu etmiyorlar.

Size, bu gezegenin büyük bir kadere, muhteşem bir geleceğe sahib olduğunu söyleyebiliriz, ama durum düzelmeden önce, daha da kötüleşecektir. Sonuç tamamen dünya üzerindeki ruhlara bağlıdır; ancak, gezegenin halkı sevgili Dünyayı havaya uçurmayı seçtiğinde, müdahele etmemiz konusunda bize bir ilahi takdir sunulmuş olduğunu da garanti ederiz. Bunun olmasına izin vermeyeceğiz. Ama bu, kumanda etmemize izin verilen tek seçenektir. Bu, size uygulanacağına dair güvence verebileceğimiz tek seçenektir.”
Bizim bu yaklaşımımız ve bakış açımız; umarız, olan bitenlerin yorumuna tümüyle yeni bir ışık tutacaktır.”
Devamını Oku »

Yukarı Git